Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Şaşının inadı
–İsmail Örgen

[*4.493 yazı içinden]

 Arşiv

 Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Yazara Mesaj Gönder

ÖYLE SÖZLER vardır ki, belli bir zamanda, belli şartlar ve kayıtlar altında söylenmiştir. Böyle bir söz, mutlaklaştırıldığında, yani her zaman ve zemin için aynı ölçüde geçerli kılındığında, o söz ‘yanlış anlaşılmış’ olur.

Bediüzzaman Said Nursî’nin birçok sözü için de bu durum geçerlidir. Onun belli bir zaman ve zeminde, belli şartlar dahilinde söylediği bazı sözler, içerdiği bu ‘zaman ve zemin’ boyutu gözardı edildiği için, Risale-i Nur adına yanlış anlama ve uygulamalar zuhur edebilmiş; dahası, bu yanlışlar, etki-tepki ilişkisi içerisinde, başka yanlışlara sebebiyet verebilmiştir.

Tıpkı, onun tasavvuf ve tarikatlar hakkında söylediği; Risale-i Nur dairesi içindeki herkesin bildiği, Risale-i Nur’a muhatap kişilerle bir şekilde karşılaşmış her ehl-i tarikin de duyduğu şu söz gibi: “Bu zaman tarikat zamanı değil,imanı kurtarmak zamanıdır.”

Risale-i Nur dairesi içindeki bir mü’mine, “Risale-i Nur tarikatlar ve tasavvuf hakkında ne diyor?” diye sorulduğunda, aklına geldiği gibi, diline de gelecek olan söz, budur. İhtimal ki, diyalog, ikinci bir söz de aktarılmadan, bu sözün ‘bizim anladığımız biçimiyle’ açıklanması ile devam edecek; “Tasavvufun devri geçti kardeşim; bırak bu işleri” demeye gelen bu açıklama karşılığında ise, muhatabımızın tasavvufa temayülü ölçüsünde bir kalb kırıklığı, Risale-i Nur’a karşı bir soğukluk şeklinde tecellî edecektir.

Oysa, “Risale-i Nur ve tasavvuf” deyince, yalnızca bu sözün aktarılması ve yalnızca bu söz üzerine bir açıklama çerçevesi kurulması, en başta, Risale-i Nur’a zıt bir keyfiyettir. Zira, söz tarikattan açıldığında, Risale-i Nur’un söylediği daha çok söz vardır; ve bu sözlerin bir kısmı açıkça, bir kısmı dolaylı biçimde, “Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” sözünün belli şartlar dahilinde söylendiğini göstermektedir.

En başta, Risale-i Nur’un ana gövdesini teşkil eden eserler arasında Sözler’in hemen ardından gelen Mektubat’ın “Yirmidokuzuncu Mektub”unun “Dokuzuncu Kısım”ı olarak “Telvihat-ı Tis’a,” Bediüzzaman Said Nursî’nin tasavvufa bakışı konusunda en açıklayıcı risaledir. Ki bu risale, “Tasavvuf, tarikat, velâyet, seyr ü sülûk nâmları altında şirin, nuranî, neş’eli, ruhanî bir hakikat-ı kudsiye vardır” ifadesiyle başlamakta; “Velâyet bir hüccet-i risalettir; tarikat, bir bürhan-ı şeriattır (...) İslâmiyetin bir sırr-ı kemâli ve medar-ı envârı ve insaniyetin İslâmiyet sırrıyla bir maden-i terakkiyatı ve bir menba-i tefeyyüzâtıdır” gibi ifadelerle devam etmekte; ‘ehl-i tarikatın dalâletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesi’nden övgüyle söz ederek sürüp gitmektedir.

Kısacası, “Telvihat-ı Tis’a”nın ana örgüsüne bakıldığında, ‘sünnet-i seniyye dairesinde tarikat’ın Bediüzzaman’ın dünyasında kesin bir övgüye mazhar olduğu; onun tarikat ve tasavvufa yönelik ‘eleştiri’lerinin ise ‘sünnet-i seniyye’ mizanlarına uygun düşmediği halde tarikat perdesi altında açılan bazı yollara ve tarz-ı telâkkilere yöneldiği açıkça görülmektedir.

Nitekim, Bediüzzaman’ın ilk talebeleri de bunu böyle anlamışlardır. Barla Lâhikası’nda yer alan, bu risale ellerine ilk geçtiğinde edindikleri hissiyat ve fikriyatı ifade eden mektuplarında, bu risaleden aldıkları derse binaen tasavvuf ve de ehl-i tasavvuf hakkında edindikleri müsbet kanaat açıkça görülür. Ahmed Hüsrev, Sabri, Hulusi Bey, Âsım, Hacı Mehmed imzalı mektuplar, bunun açık bir göstergesidir.

Dolayısıyla, en başta, “Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” sözünü söyleyen zâtın, aynı zamanda tarikatın hakikatini beyan eden, ‘sünnet-i seniyye dairesinde tarikat’tan övgüyle ve takdirle söz eden, bununla beraber ‘sünnetin mizanına uymayan’ bir kısım ehl-i tariki uyaran bu risalenin de müellifi olduğunu hem Risale-i Nur talebeleri, hem ehl-i tarik dikkate alma durumundadır. “Telvihat-ı Tis’a” dikkate alındığında, ilgili sözü Bediüzzaman’ın tarikat ve tasavvufa iyi gözle bakmadığı şeklinde anlayıp anlatmanın bir ‘yanlış anlama’ ve ‘yanlış anlatma’ olduğu açıkça görülecektir.

Bu durumda, akla şu soru geliyor elbette: O halde, Bediüzzaman Said Nursî bu sözü niye söyledi?

Bunu anlamak için, bu sözün söylendiği zaman ve şartları dikkate almak; ve lâhikalar arasında bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Bu sözün söylendiği devir, imanın temellerine hücum edilen, Allah’ın varlığını inkârın neredeyse ‘eğitim’in esası haline getirildiği; okullardan ‘halkevleri’ne her kanaldan küfrî bir anlayışın kendini ifşa ve ifade ettiği bir devirdir. İmanın esaslarına ilişilen böylesi bir zamanda, yani imanlar tehlikeye düşmüşken tarikat yoluyla şahsî terakkiyatına çalışmayı, Bediüzzaman bu aslî vazifeyi terk olarak gördüğü için eleştirmekte; gereğinde ‘şahsî terakkiyatı’ndan feragat ile ‘imanları kurtarma’nın önceliğine dikkat çekmektedir.

Buna karşılık, aynı Bediüzzaman, 1950’li yıllarda Mesnevî-i Nuriye’nin Türkçe tercümesine dahil ettiği bir cümlede “Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir” demektedir. Bu, imanın esasına yönelen hücumlara karşı artık ellerde Risale gibi bir bürhanın yazılmış ve kökleşmiş olduğunu bize bildirir. Böylesi bir keyfiyet dahilinde, Bediüzzaman “Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” şeklindeki sözünü yumuşatmıştır.

Gelin görün ki, 1950’li yıllarda yazdığı bir mektup bunu açıkça belgelediği halde, Emirdağ Lâhikası’nın ikinci cildinde yer alan bu mektup, her nasılsa gözlerden ve dillerden ırak kalabilmiştir.

Bu ıraklığın bedeli ise, “Bu zaman tarikat zamanı değildir” sözü mutlaklaştırılmasıyla, Risale-i Nur ehli mü’minler ile tasavvuf ehli mü’minler arasında bir kalb kırgınlığıdır. Daha da ağır bir bedel ise, bu yüzden, nice ehl-i tarik mü’minin Risale-i Nur’a da soğuk durması, hatta içlerinden hasmâne bir tavır alanların da çıkmasıdır.

Salı günü, bu mektubu tahlil ederek, bu bahsi şimdilik hitama erdirelim ve bir kırgınlığın izalesi için elimizden geleni yapmış olalım inşaallah...




Yeni Asya Gazetesi, 27.03.2005

  30.03.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

3ön yargıserhat, 16.12.2006, afyon

furkan kardeşimiz yazarın bu konudaki üçüncü yazısını okumadan peşin hüküm koymuş.risale-i nur dairesinde bulunan ve benim gibi risalelerin daha başında olanlar zaman iman devri değil tarikat zamanı sözünü bilir ama bu arkadaşımız yazarın Risâle-i nur ve tasavuf: hak yolda iki şerit yazısını yani bu yazının davamını okusaydı farklı düşünürdü.eğer yazımı okursa lütfen bahsi geçen yazıyı okusun çok yararlanacaktır.

2tarikatfurkan öz, 11.12.2006, ist/tr

Mesnevinin dönemi bitmiştir gibi iddialar artık komik olmakla birlikte sizlerinde görebileceği kadar çürük ve temelsizdir. Şu an da amerika gibi yerlerde en çok okunan kitaplardan biridir. Üstelik bir cemaati olmaksızın ve zorla okutulmaksızın... Ehl-i tarikin risalelere uzak olması risalelerin tasavvuf yoluna karşı üstün gelme gayretindendir. Sormazlar mı insana hani nerde uhuvvet? Nurcu kardeşler lafı ister doğru anlasınlar, ister anlamayıp münkir durumuna düşsünler ama hak olan tasavvuf yolu kıyamete kadar açıktır...

1tarikat ve risalei nurAhmet Mutlu, 09.10.2005, adapazarı/türkiye

risalei nura genel bir bakışla bakılmayarak subjektif bir bakışla yapılacak tarikat yorumu elbette çatlak seseleri beraberinde getirecektir.said nursi hz. ben mevlananın zamanında yaşasaydım mesneviyi yazardım sözü manevi ilaçların zamana göre farklılıklar gösterdiğini bizlere sergilemektedir.Beddiüzzaman zamanı, imana karşı saldırının had safada olduğu zamandı.elbette buna karşı iman kuvveti gerekiyordu.ama şunu da unutmamalı said nursi hz. ini de eski den yeniye inkilap ettiren manevi bir çekim gücü oluşturan gavsı geylani (k.s)nin himmetidir.Önce kuvvetli bir iman sonra velayet basamakları.imanî zaafı olan risale-i nurlara yapışmalı ama zamanında irşad yetkisi elinde olan mürşidi kamilinde dairei kudsiyesine girmeli.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut