Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.669 yazı içinden]

 Arşiv

 İçe dönük diyalog

Yazara Mesaj Gönder

TARIK RAMAZAN, yeni kuşak Müslüman entellektüeller arasında en ziyade dikkat çeken isimlerden biri. Batı düşüncesine ve İslâmî düşünce geleneğine beraberce vukufiyet kesbetmiş bir Müslüman olarak, iki tarafı da anlayabilme ve iki tarafa da meramını anlatabilme imkânına sahip bir entellektüel. Mısır kökenli. Annesi, İhvan-ı Müslimîn hareketinin kurucusu merhum Hasan el-Benna’nın kızı. Buna karşılık, kendisi Batıda doğup büyümüş. İsviçre’de yaşıyor, bir Fransız üniversitesinde de ders veriyor. Kitapları arasında ise, “Avrupalı Bir Müslüman Olmak” adlı çalışması öne çıkıyor. Bu kitabında, Avrupa’da yaşayan ve ‘Batıya fikren ve fiilen teslim olma’ ile ‘Batı içinde Batıya her açıdan karşı durup gettolaşma’ uçları arasında bocalayan Müslümanlar için bir orta yolun izini sürüyor.

Onu, bu kitabı vesilesiyle tanıdım ve ABD yönetiminin giderek artan paranoyası yüzünden artık gidemiyor olduğu Amerikan diyarında 2002 yılında bu konu ekseninde gelişen bir konferansını dinleme imkânı buldum. İzlenimler önemliyse, bende sakin ruhlu ve mütevazi bir insan izlenimi bıraktığını belirtmeliyim. Bununla birlikte, halihazır İslâm toplumuna eleştirel bir nazarla bakabildiğini; ama ondan da önemlisi, İslâm toplumlarına eleştirel bir gözle bakabilirken, ‘Batılılara şirinlik’ peşinde olmadığını gözlemledim. Zira, çoğunluğu gayrimüslim Amerikalıların teşkil ettiği bir ortamda, Batıya dair de net ve keskin eleştiriler getirdi. Ve bunu, “Haklıysanız, bağırmanız gerekmez” sözünü hatırlatırcasına, yumuşak bir üslupla yaptı.

Meramını berrak biçimde anlatmış olmalı ki, aradan üç yıl geçmiş olduğu halde, Tarık Ramazan’ın o gün o konferansta dile getirdiği birçok husus hâfızamda tazeliğini hâlâ koruyor.

Tarık Ramazan’ın sözkonusu konferansında özellikle dikkatimi çeken bir husus, ‘diyalog’ konusuyla ilgiliydi. Diyalog, son on-yılların dünyasında en gözde konulardan biri; ve Huntington’un ‘medeniyetler çatışması’ tezinin sıkça konuşulduğu bir dünyada, özellikle de 11 Eylül sonrasında, bu konu daha da sık konuşuluyor.

Tarık Ramazan, ‘diyalog’ konusunu açtığında, bir nüansa dikkat çekti. Diyalog denilince konuşulan, ‘inter-faith,’ yani farklı dinlerin mensupları, farklı inançların müntesipleri arasındaki diyalogdu ekseriya. Bu diyalogun bir dizi güçlükleri aşmayı gerektirdiğini belirtti Ramazan. Ve şunu vurguladı: Daha da zor olanı ise, ‘intra-faith,’ yani aynı dinin, aynı inancın mensupları arasında diyalogdur. Bu, gözardı edilen bir durumdur; ama vâkıa budur.

Tarık Ramazan’ın bu sözleri, 90’ların ortasında bu konuyu dosya konusu olarak seçtiğinde Köprü dergisi için yazmış olduğum bir makalenin temel tezini hatırlattı bana. Risale-i Nur’dan ve müellifinin hayatından hareketle dile getirdiğimiz bu tez, diyalog ve hoşgörünün ‘merkezden muhite’ olması gerektiği; yani, diyalog ve hoşgörümüzden en fazla nasibi en ziyade yakınımızda olanların alması gerektiği üzerineydi. ‘Öteki’yle diyalog ve ‘öteki’ne hoşgörü, elbette olması gereken bir keyfiyetti ve bir faziletti. Ama ‘öteki’ olmayan biriyle; yanımızdaki, yakınımızdaki, dahası içimizdeki bir mü’minle hoşgörü ve anlayış temelinde gelişen bir diyalog tesisi daha zordu. Zira, ‘öteki,’ ötekiydi son tahlilde; “Sen yoluna, ben yoluma” diyebileceğimiz biriydi. Sabah-akşam beraber olduğumuz, aynı hizmet alanında yürüdüğümüz, bu anlamda duruşu ve görüşü ile bize ‘rakip’ olabilecek biri değildi. Dolayısıyla, onunla diyalog daha kolaydı. Buna karşılık, içimizden biriyle olan diyalog biçimimiz, diyalog çabamızın içtenliği ve derinliğini sınama imkânı vermekteydi. Ki, işte Bediüzzaman, bu sınamada bir yüzakı örneği sunmuştu bize. Her iki İhlas Risalesi’nde koyduğu ölçüler, mektuplarında dile getirdiği ölçüler; dahası, talebelerine ve kardeşlerine, ve mesleken aynı hizmet çizgisi içinde yer almayan sair mü’minlere davranış biçimi, bu noktada son derece manidardı.

Risale-i Nur’un bu konuda ortaya koyduğu ölçülere ve Bediüzzaman’ın bu noktada ortaya koyduğu örnekliğe rağmen, Risale camiası içindeki bizlerin aynı sınamadan ‘tam bir başarıyla,’ hatta yalnızca ‘başarıyla’ geçtiğimizi söylemek zor gözüküyor. Şahsen baktığımda gördüğüm o ki, Risale camiası içindeki her bir grubun Risale camiası dışındaki kişi ve gruplarla ilişkileri daha mesafeli, ama daha sorunsuz bir düzlemde ilerlerken, Risale camiası içindeki gruplar-arası ilişkilerde ciddi ‘diyalog’ problemleri mevcut; ve ondan da fazlasına ‘grup-içi’ diyaloglarda rastlanabiliyor.

Bunu, Risale camiası içinde belli bir grubu kasdederek söylüyor değilim. Hemen her grup, hepimiz, bu problemle bir şekilde hemhal haldeyiz.

Oysa, ‘dışarıdakiler’e emniyet duygusu uyandırabilmemiz dahi, söz ile filil, söylem ile eylem tutarlılığı sergilememizle mümkün.

Bu tutarlılığı sağlayabilmek ise, “İktidar Herşey Değildir” yazarının bir ifadesini ödünç kullanırsam, ‘tam ihlası yansıtan bir ahlâkî bütünlük’le...

Söz döndü dolaştı, talebesi olmayı istediğimiz mübarek zâtın hep ihmal ettiğimiz bir isteğine; ‘lâakal onbeş günde bir okumamızı’ istediği İhlas Risalesi’ne geldi galiba...

‘Onbeş günde bir’e yeniden başlamak için, yarından tezi var: bugün.

Haydi bismillah!




Yeni Asya Gazetesi, 22.03.2005

  30.03.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut