Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Ümit çiçeği
–Metin Karabaşoğlu

[*4.676 yazı içinden]

 Arşiv

 O yağmuru beklerken

Yazara Mesaj Gönder

RİSÂLE-İ NUR’U en az bir kere baştan sona okuyan her Risâle-i Nur okuyucusunun en az iki kere okuduğu bir söz vardır. En az iki kere okumanın ötesinde, Risâle-eksenli bir beraberlik içerisinde değişik zeminlerde tekrar tekrar duyduğumuz bir söz... Ufak nüanslarla hem Lemeat’ta, hem Hakikat Çekirdekleri’nde geçen bu söz, “Bir fikre dâvet, cumhur-u ulemanın kabulüne vâbestedir. Yoksa dâvet bid’attır; reddedilir” sözüdür.

Bu sözü, Hakikat Çekirdekleri’nde olduğu şekilde, tek başına aldığımızda, yalnızca sınırlı bir anlam taşır dünyamıza. Anlarız ki, âlimlerin çoğu tarafından kabul görmeyen bir düşünceye müşteri aranmaz; herkes o düşünceyi benimsemeye çağrılmaz, çağrılamaz.

Nitekim, bu yüzdendir ki, ortaya atılan, ama çoğunluğun itibar etmediği, özellikle de ilmine ve ferasetine itimad ettiğimiz insanların büyük kısmının kabul etmediği bir fikir, bize ‘bid’at’ olarak gözükür. Dikkat edelim; ‘bu fikre dâvet’ten öte, fikrin kendisi de nazarımızda ‘bid’at’ muamelesi görür; ve dolayısıyla, bırakın başkalarını, o fikrin sahibinin dahi o fikirden vazgeçmesini bekleriz. Elbette, kötü niyetle yapmayız bunu. Madem ki ortada bir ‘bid’at’ vardır; o mü’minin o bid’attan kurtulması gibi bir hüsn-ü niyetle böyle davranırız. Ve, ilgili fikrin sahibinin fikrinden vazgeçmemesi durumunda, karşılıklı yanlış tavırlar yüzünden, iş fikir ayrılığından öte kalbî kırgınlıklara kadar varır dayanır.

Oysa, Lemeat’ta sunulduğu şekliyle bu sözü okuduğumuzda, özellikle de bu sözün hangi sözden sonra geldiğine dikkat ettiğimizde, bu sözden sonu fikir ayrılıklarından öte kalbî kırgınlıklar ve kopmalarla sonuçlanan böyle bir anlayışa müsaade etmediği rahatlıkla görülebilir. Sözün öncesinde, içtihad edebilir istidaddaki her müstaidin, hakkında açık nass olmayan hususlarda ‘içtihad’ edebileceği, ama bu içtihadını ‘teşri’ edemeyeceği; yani “bu işin aslı budur,” “şeriat bunu emrediyor” şeklinde genel bir hüküm çıkaramayacağı belirtilerek; işte böyle bir genelleştirmenin ‘cumhur-u ulemanın kabulü’ne bağlı olduğu açıklanmaktadır.

Açıkçası, ilgili söz, bu şekilde, ‘öncesi’yle birlikte okunduğunda, şu anlayışı ihtiva etmektedir: Umum mü’minlerin bir fikre dâvet edilmesi, ‘cumhur-u ulema’nın kabulüne bağlıdır. Ancak, böyle bir kabulün yokluğu, o fikri yok etmeyi ve sahibini o fikri terke zorlamayı gerektirmez.

Bunun böyle olduğunu, Eski Said’in yazdığı eserler içerisinde nedense nazarlarımızdan bir derece uzak kalmış Tuluat’ta daha açık biçimde görüyoruz. Bu küçük risâle, bir soruyla başlıyor: “Âlem-i İslâm ulemasının ortasındaki müthiş ihtilâfata ne dersin ve re’yin nedir?”

Cevabında, âlem-i İslâm’a ‘intizamı bozulmuş bir meclis’ nazarıyla baktığını belirtiyor Bediüzzaman. Bu intizamın bozulmasının en temel sebebi olarak da, farklı fikirler, dolayısıyla fikir ayrılıkları sözkonusu olduğunda takınılan tavra işaret ediyor. Onun, burada bir kez daha vurguladığı üzere, ‘âlem-i İslâm meclisi’nde aslolan, ‘ekseriyetin naziresi’dir; yani, çoğunluk aynı konuda farklı fikirler arasından birine meyletmişse, o fikre göre amel edilir. Ancak bu, diğer fikirleri yok etmeyi ve o fikrin sahiplerini ‘ya sev, ya terk et’ ikilemine duçar kılmayı gerektirmez. Bilâkis, ‘re’y-i cumhurdan maada olan akvâl,’ eğer içinde bir hakikat taşıyorsa, dayandığı bir temel, bir öz varsa, ‘istidadatın re’ylerine bırakılır. Tâ her bir istidad terbiyesine münasip gördüğünü intihap etsin.’ Yani, ekseriyetin görüşü ile âmel edilirken, içinde bir hakikat barındıran diğer fikirler de varlıklarını devam ettirsinler. Böylece, o fikri benimsemiş olan mü’minler, o fikrin içinde taşıdığı hakikat özünü geliştirmeye, ama buna karşılık o fikrin ihtiva ettiği ifrat ve tefritleri arındırmaya gayret etsinler.

İlgili bahsin devamında, mazide bunun böyle olamadığından dert yanıyor Bediüzzaman. Çoğunluğun fikrine herkesin saygı duyduğu, ama azınlıkta kalan fikirlerin de varlığını koruduğu ve kendisini geliştirdiği böylesi bir zeminde farklı fikirlerin varlığı ‘rahmetli bir bulut’ hâsıl edecekken, taklit, taassup, heva ve heves gibi unsurların işin içine girmesiyle, fikirlerin müsademesinden hasıl olan bu bulutun yağmuru vermediği gibi, İslâmiyet güneşinin ışığını da gölgelediğini belirtiyor.

Ve hemen belirtelim, tam da burada, ‘ekseriyet’ten ziyade, ‘ekalliyet’e sözünü dokunduruyor.

İlgili bahis, burada bitmiyor. Ama, uzunca bir aradan sonra henüz ikinci yazısını yazan bir kişi olarak, beni bir tedirginlik sarmış bulunuyor; acaba sayfada bize ayrılan yerin hacmini aştık mı tedirginliği...

İyisi mi, bahsin devamını başka bir vakte bırakalım; ve rahmet-i Rahman’dan, o gecikmiş yağmuru dileyelim.

Rabb-ı Rahîm’in bizleri ‘farklılık içinde birlik’ sırrına mazhar etmesi ve böylece ‘ihtilaf’larımızı “Mü’minin ihtilâfı rahmettir” hadisine mâsadak kılması duâsıyla...




Yeni Asya Gazetesi, 24.02.2005

  30.03.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu


Ama

Kayıpları kazanca çevirmek

İmtisal

Şöhret neden riyadır?

Kazananlar, kaybedenler

‘Çırak’ın düşündürdükleri

Ölümün anlamı

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Nereye yönelmeli?

İmanın asgarî şartı

İstenmeyen şahitlikler

Yüz aç adamın huzurunda

İhlâs ve iktisat

Bir haksızlık karşısında

Tektipleşmede son adım

Ne insan bu kadar basit, ne de hayat sıradan

Tutunamayanlar için

İki yanlış arasında

‘İslâm sanatı’nın söylediği

İnsancıl ve tepkisiz

Kırılma noktası

Namaz ve tesettür

Görüntünün iktidarı

Yarına hazır mıyız?

Tesettür karşıtlığı üzerine bir psikanaliz

Firavun sarayındaki mü’min

Dünü ve bugünüyle İstanbul’un söylediği

Öngörüler ve sonra görülenler

Başka bir açıdan Pakistan tecrübesi

Tarih okuyanlar, tarihin canına okuyanlar

‘Kamusal alan’ kimin alanı?

Milliyetçiliklerin milletlere ettiği kötülükler

Anneler, eşler

Sevgi tüketimi

“Bediüzzaman’ı anlamak”, ama nasıl?

Alenîlik

Şehit olsanız bile...

‘Mikro iktidar’ üzerine

Özenmek, imrenmek...

Bir göz hatırı için

Ehakkı ararken

Mâruf ve münker

Mü’minler nasıl kardeş olur?

Genişlik, derinlik

Yüzleşme noktası

Abdülhakim Murad’ı okurken

Ezber bozmak, oyun bozmak

‘Diyalog’a evet, ama kimlerle?

‘Ene’ üzerine bir hasbihal

Başka bir açıdan toptancılık

Bir bomba, bir Müslümanın elinde ise, ‘İslâmî’ midir?

Diyaloğun adresi!

Fazla mı temiziz sahi?

İçe dönük diyalog

Masumiyet, silâhtan daha güçlüdür

O yağmuru beklerken

Risale-i Nur ve tasavvuf: Doğru sözler, yanlış anlamalar

Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit

Söylenmesi doğru olmayan doğrular

Toptancılık kime yarar?

Üzülebilmek

Fakihlere övgü

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut