“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.593 yazı içinden]

 Arşiv

 Tarihi değiştirebilirsin

Yazara Mesaj Gönder

KAREN HORNEY’E GÖRE, psikopatoloji, çocuğun kendisini sarmalayan elverişsiz şartlardan dolayı kendi imkân ve potansiyellerini gerçekleştirememesinden neş’et eder. Çocuk kendi potansiyelini fark edemez ve bütün enerjisini, idealize ettiği benliğe yönlendirir. İnsan gerçekte olduğu kişiden, yani gerçek anlamda hissettiklerinden, arzu ve düşüncelerinden sıyrıldığında, yabancılaşma başlamış demektir. O halde imkânlar insanın yahut çocuğun kendini gerçekleştirmesi için, potansiyellerini harekete geçirmesi için seferber edilmelidir. Buradan bakıldığında, sıhhatli toplum her bireye kendisini gerçekleştirme yolunda en fazla imkânı sağlayan, onun potansiyellerini en fazla harekete geçiren toplum olsa gerektir. Böyle bir toplumda insanlar kendilerini ifade etmekte zorluk çekmezler, aksine her bireyin kendine özgü dünyası hürriyet içinde ifade imkânı bulur.

Hürriyet önemlidir, zira onun için emek harcamak gerekir. “Hiçbir kültür emeksiz fethedilmez” demiş ya Cemil Meriç, hürriyetin kalesine girmek için de emek harcamak, surlarının dibinde dövüşmek gerekir. Hürriyet, farkındalık bilinciyle başlar: kendisinin ve etrafındaki dünyanın farkına varmakla. Üstelik hürriyet kal’asını her gün yeniden fethetmek gerekir: Bilincin hile ve desiselerle bulandırıldığı her lâhza, hürriyetin kaybedilmesi ihtimalini içinde barındırır. O yüzden, hürriyet, sorumluluk duygusuyla elde tutulan birşeydir.

Yaşadığım dünyadan, bu dünyadaki yapıp etmelerimden sorumluyum. Kim olduğumdan ve hangi zemin üzerinde durduğumdan da. Bazen varlığın tadı başımı döndürüyor, üzerinde durduğum zemin kayganlaşıyor, ama olan biten herşeyde bir dahlim olduğunu kabul ediyorum. Tarihin önüne katıp sürüklediği bir zombi değilim, ona karşı durabilir, hatta onu değiştirebilirim.

Sorumluluk duygusu insanın kendi yaralarına, duyduğu onca acıya rağmen, cesaretle bakabilmesini gerektirir. Tarihsel determinizmin kaba öğretisine sığınmak kolaydır, “Bu memleketi ben mi kurtaracağım?” demekle herşeyin bir sebep-sonuç ilişkisi içinde zaten akıp gideceğini söylemiş oluruz. Oysa memleket, kendi nefislerini değil de onu kurtarmaya sevdalı birkaç iyi adamın yüzü suyu hürmetine ayaktadır zaten. Sorumluluk duygusunun kollektif bilince tam anlamıyla katışmadığı ülkelerde, akıntıya karşı durmak kurban-kahramanlara yahut ‘deli’lere havale edilecektir. Kahraman kefenini beline sarmadan, kurbanlığı kabullenmeden meydana inemez, zaten bunun için kahramandır. Arkadaki ürkek kalabalık tarafından âdeta itilir ve varlığıyla, geride kalanların ürkekliğini temize çıkarır. Oysa bize kahramanlardan daha fazlası lazım, kahramanlık netice itibarıyla şartların bir terkibinden ibarettir ve kendi sorumluluklarımızı kahraman kişiye duyduğumuz hayranlıkta kaybetmemize yarar. Bize, sorumluluklarımıza sahip çıkma bilinci lazım.

Herkesin dürüst olduğu bir mahallede dürüstlük bir meziyet olmaktan çıkar. Hakkı ve hakikati söyleme sorumluluğu farz-ı kifâye değildir; TV ekranlarının karşısında pinekleyerek, sevmediklerimize küfredip sevdiklerimize alkış tutarak sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmayız. Bir kelebeğin kanat çırpışının Atlantik ötesinde fırtınaya yol açabildiği bir dünyada tarihi kahramanların yaptığını sanmak ne saflık! Tarih sıradan ve sorumluluk sahibi insanların yazdığı bir kitaptır. O insanlar ki, hiçbir beşerî otoriteye hürriyetlerini peşkeş çekmezler.

Kendini gerçekleştirme ihtiyacı insanın en temel ihtiyacıdır ve askıya alınması, maslahata feda edilmesi insana ‘ömrün ziyan edildiği’ duygusunu verecektir. Varoluşçuların ‘varoluşsal suçluluk’ dedikleri bu durum, bir türlü kendi otantik varoluşunu yakalayamayan insanların geriye dönüp hayatlarına baktıklarında yaşadıkları şeydir. Bütün bir ömür sahte oluşlarla geçmiş ve yazıklanma vakti gelip çatmıştır.

O halde hemen şimdi bariyerleri kaldıralım, bizi biz olmaktan alıkoyan örtüleri, maskeleri, perdeleri indirelim, bizi kafese hapseden çelik çubukları kıralım. Milletin imtihan saatinde TV karşısında, para karşısında, makam ve mansıp karşısında uyuyakalanlardan olmayalım. Sıradan insanların ufak dokunuşlarıyla, gelin tarihi değiştirelim.

Saint-Exupéry, “Hiç kimse, hem sorumluluk ve hem de umutsuzluk hissine aynı anda kapılamaz” demiş. Ne güzel söz!

  17.02.2005

© 2015 karakalem.net, Kemal Sayar

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut