Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Çocuk Taziyenamesi’ne dair
–Metin Karabaşoğlu

[*4.668 yazı içinden]

 *Bu sayfa, sitemize gelen, sitemizdeki ana sayfaların formatına denk düşmediği için bu sayfalarda değerlendirmediğimiz, ancak paylaşmaya değer bulduğumuz yazıların sunulduğu bir havuz olarak tasarlanmıştır.

 Kirpinin güncesi

Yazara Mesaj Gönder

Ne kadar yüksekten gelirse gelsin, kibirlenmeyerek yere inen yağmur gibi olmalıydı sevenler. Yağmur gibi şefkat dolu... Dikenlere rağmen sevgi dolu...


Bir yerlerde, bedenlerindeki bir farklılık ya da düşüncelerindeki saflık mahcubiyetiyle birileri tarafından toplumdan uzaklaştırılmış temiz gönüller var. Engelliler var—yüreği engelli olmayanlara bir ibret duruşlarıyla... Bizimle ama bizden uzakta olan engelliler...
Bir de, yoksulluğun görünüşünde izler bıraktığı kimseler var.
Niceleri var, anlamadığımız, bilmediğimiz...
Bu kirpi güncesiyle onlara ayna tutmak istiyor.




ŞÖYLE BİR SİLKİNDİ küçük kirpi. Üzerindeki yağmur damlaları oraya buraya sıçradı birden.

Bir yük kalktı omuzlarından. Ufak adımlarla bir sağa bir sola eğilerek yürüyor ve bir yandan düşünüp duruyordu. Sivri burnu ve dikenleri kadar sivri bir dili yoktu. Küçüktü, zararsızdı. Hatta kendine göre sevimli yanları bile vardı. Vardı da, neden kimse dönüp yüzüne bile bakmıyordu?

Yağmuru seviyordu bu yüzden. Çünkü herkes bir yerlere gizleniyor; kimileri ağaç kovuklarına, kimileri bir yaprak altına, bazıları da rengârenk şemsiyelerin altına giriyorlardı yağmurda. Kirpiyi gören olmuyordu. İşte o zaman yollar, gökler, tarlalar onun oluyordu. Kendisini padişah gibi hissediyordu ıslak kirpi.

Güncesini dolduruyordu yağmur eşliğinde:

“Bir kirpiydim, dolanıyordum öylesine... Bir yollara bakıyordum, bir göklere, bir de dikenlerime...

Bir dinliyor, bir söyleniyordum. Gürültüyle doluydu çevrem...

Yalanlar da duyuyordum, iltifatlar da. Yalan benim dikenlerimden daha çıkıntılı duruyor ve tüm çirkinliği ile kendini hemen belli ediyordu. Kimi iltifatlar da farksızdı yalandan. Bu yüzden ben susmayı seviyordum; susuyordum, kirpiydim, dikenlerim vardı ve yağmur da yağıyordu.

Yağmurdu tek güzel şey söyleyen... Damlalar dikenlerimin ucundan aktıkça, hem serinliyor, hem mutlu oluyordum.

Kirpiydim; ve dikenlerime korkmadan dokunan tek şey yağmurdu.

Ben susarak gezmeyi de seviyordum. Adımlarımın ufaklığına aldırmadan büyük gezilere çıkıyor ve başka sesler arıyordum. Mutlu, sevecen, yumuşak, doğal sesler...

Doğada yaşıyordum. Doğal mizaçlıydım bu yüzden. Plastik ve metallerin dünyasına uzaktım. Dikenlerime bir çiçek arıyordum, bir renk—ki insanlar severek baksınlardı bana.

Boş zaman koleksiyonculuğu yapıyordum bir yandan. Hepsini topluyor, üstüste diziyor, üstlerine düşüncelerimi örtüyor, ve ‘dolu’ diye imza atıyordum kenarlarına..

Boş olmaya tahammülüm yoktu. Her ne kadar etrafta çok fazla boşluk ve boşa atılan adım gördüysem de, aldırmıyor, sevginin tüm boşlukları dolduracağı inancıyla ümidimi pekiştiriyordum.

Garipti... İki kolları, iki ayakları vardı. Kirpi de değillerdi; kalpleri kocamandı. Hatta sevgiyi de duymuşlardı. Ama yine de mutsuzdu içlerinden bazıları. Boştu içleri çünkü...

Sözleri dolu değildi. Sevgileri içten değildi. Zamanları kısır döngülerin saplantısındaydı. Ellerinde tuttukları kağıtlar bile boştu.

İnsandı isimleri ama, yağmur bana fısıldamasa, bilemeyecektim kim olduklarını.

Yağmur da birinin gözbebeğinin önünden geçerken tanımış onları. Gözbebeğinin sahibi tebessüm ediyormuş ve öyle bir ışık görmüş ki yağmur, ‘İşte!’ demiş ‘İşte sevgi ve insan.’

Ben ise hâlâ tanıyamıyorum onları. Güneşli havalarda olsam yine tanıyamıyorum.

Kirpiyim ben, bilemem ki... Okşayamazlar da beni. Gözlerini de göremem. Belki bir gün biri eğilip bakarsa gözlerime... Belki o zaman.

Acaba diyorum, şu dikenli kostümümü çıkarsam severler mi beni? Ya da kendimi pembeye boyasam, bakarlar mı yüzüme? Yoksa yunuslar gibi top mu oynamalıyım onlarla? Herşeyi yapabilirim bir sıcak tebessüm için.

Ama bu dikenli kıyafet bana yakışıyor. Beni böyle seven her halimle sevebilir. Sevmez mi kimse beni? Olsun. Mutluyum ben.

Kirpiyim ama, sevginin sahtesini sevmem ki...”

Son satırı işledi zihnine. Ve kapattı güncesini kirpi.

Tam o sırada bir yağmur taneciği burnunun üstüne düştü. Neşeyle kıpırdadı bizimki. “İşte beni seven biri!’ diye haykırdı. Hemen ardından bir başka damlacık kulağına düştü. Biri ensesine, biri sırtına, biri ayağındaki parmağa, biri dikenlerinin ucuna... Sanki yağmur kendisiyle arkadaş olmak istiyor, onu öpüyor, bir yandan da yakalamacılık oynuyordu. Neşeyle bu oyuna katıldı kirpi. Uzun süre böylece oynayıp durdular. Kirpicik hayatı boyunca hiç bu kadar mutlu olmamıştı..

O böyle oynayıp dururken, yoldan hızla geçen bir insanla karşılaştı. İnsan ayağıyla kirpiye vurup onu uzaklara fırlattı. Ama tam bileğine dikenlerden biri batmıştı. Öfkeyle homurdanıp yoluna devam etti. Kirpi ise düştüğü yerde gözyaşları içinde kalakalmıştı. Yine sevmemişti biri onu...

Hemen sonra, yağmur sevgili arkadaşını teselli etmek için pıt diye burnunun ucuna düştü yeniden. Onu sevindirdi. Ve onlarca, yüzlerce damla birden dikenlerinin üstüne iniverdiler.

“Aaa!” dedi kirpi. “Dikenlerim onu acıtmıyor! Yaşasın! Dikenlerim onu acıtmıyor!”

Öyle sevindi, öyle sevindi ki, yağmur tüm tatlılığını koruyarak onu okşamak için daha fazla yağmaya başladı.

O artık mutlu bir kirpiydi...

Çünkü biliyordu ki, dikenleri sevginin ölçütüydü. Ancak sevdiğine batmıyordu o sivri uçlar. Ne kadar yüksekten gelirse gelsin, kibirlenmeyerek yere inen yağmur gibi olmalıydı sevenler. Yağmur gibi şefkat dolu... Dikenlere rağmen sevgi dolu...

Ve bir kirpinin dikenlerindeki ışıltılar kadar ışık dolu...

  26.08.2004

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

4Günlüklerpg@40ikindi.com, 10.03.2007, İstanbul

15 NİSAN 2002 Pazartesi pg@40ikindi.com

"VI

Bobok

Bu kez 'Birinin notları'na yer veriyorum. Ben değilim bu; bambaşka biridir. Sanırım bu önsöz yeter."

Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü

"Başkalarının acı çekmesini kabul eden insan, aynı güçle sürdüremez yaşantısını."

Oğuz Atay, Günlükler

"... kısaca insanı sürekli yalnız tutmanın ilerde baş gösterebilecek bir felaket için güç denemesi sayılacağı sonucuna varmıştım. Yalnızlık her şeyden güçlüdür ve kişiyi yeniden insanlara yaklaştırır. Kuşkusuz o zaman daha başka, daha az üzücü görünen, gerçekte henüz bilinmeyen yollar aranıp bulunmaya çalışılır."

Kafka, Günlükler 1

"Duygularımın biraz özgürlüğe kavuşması beni alıp yükseklere götürdü; kamçı gibi inen darbeleriyle günümü zehreden yararsız mazoşizme karşı durmayı öğrendim. İnsan duyularını köreltip yaşamayı öğrenmeli, kendini yaşamalı, içinde yaşadığı zamanı değil, böylesi insanın hayatını mahveder, özgür bırakmaz, tersine engeller."

Stefan Zweig, Günlükler

"yapraklar bitti Azize

her nisan bahardan sayılmıyor

helallik iste."

Rabia GÜLCAN

3Kirpide TecelliAhmed Faruk, 05.01.2005, Ankara

Yaratılışın gayesi olan sevgi, insana ne güzel yoldaş ve arkadaştır değilmi?

Yazınız çok başarılı...

Selam ve dua ile...

2sevgi dolu gönüllereayşe şengöz, 21.12.2004, amasya/Türkiye

dostum

sevgi dolu yüreğinden damıttığın bu yazı gerçekleri insanın yüzüne çarpıyor ve sevginin azizliğini bir kere daha gözler önüne seriyor...

umarım muhtaç gönüllere ulaşır bu yazı.

dua ile kal..

1yağmur sıcaklığındaCan ARIKAN, 25.11.2004, İstanbul

“Sevgi tüm boşlukları doldurur” diyen Yazar, şefkate aç yüreklerin sinesindeki boşlukların ancak mütevazı gönüllerden yükselen sevgi nağmeleriyle dolacağını betimliyor. Bunu da akıcı ve bir o kadarda tatlı üslubu ile açıklıyor. İnsandaki metal soğukluğunu ılık tebessümlerle yıkanmış gözler, giderecektir. Satır aralarına dokumacı hassasiyetiyle yerleştirdiği cümlelerden, plastik sevgilerin insana mutluluk getirmekten uzak olduğunu anlıyoruz.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut