Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.641 yazı içinden]

Yüzde kaç insan?

Abdullah Taha Orhan

Manevi fakültelerini %100 verimle işleten “el-insanü’l-kâmil”i, Rasulullah’ı düşünelim. İnsaniyetin manevi kapasitelerini azami kullanan ona nazaran bizler, acaba yüzde kaç insanızdır? Beynimizin %10’unu kullandığımızı varsaysak, bu dünya açısından aslında hiç de fena işler çıkarmıyor diyebiliriz. “Manevi beyinlerimizin” %10’unu kullanabilsek ortaya neler çıkmazdı ki…


BİR ZAMANLAR MEŞHUR BİR SÖZ VARDI, “beynimizin ancak yüzde 10’unu kullanıyoruz” diye. Sonradan alay konusu haline gelen bu cümleden ders çıkarmaksa halen mümkün. Beynimizin yüzde 10’unu ya da yüzde 100’ünü kullanmamız çok da önemli değildir aslında, ahiret nokta-i nazarından bakıldığında. Neticede bu fark dünya hayatını ilgilendirecek bir fark olur. Fakat ya aklımız? Kalbimizin bir fakültesi olan aklımızın yüzde kaçını kullanıyoruz acaba? İşte bu, ebedi hayatımızı ilgilendiren kritik bir sorudur.

Maddi vücudumuzdaki çok çeşitli ve çok değişik nitelikleri haiz olan organlarımız gibi, ruhumuza takılan, manevi bünyemizde de envai çeşit organımız vardır. Bu, apayrı bir alemdir. Sûfîler başta olmak üzere, insanın manevi yolculuğuna, kendini tanıma serüvenine odaklanan ilim ehli bu alemin adeta bir haritasını çıkarmışlardır. Nasıl tıpta farklı uzmanlık ve yan uzmanlık dalları varsa -örneğin dahiliye ve kardiyoloji gibi- insanın mana alemindeki fakültelerine dair de çok çeşitli ihtisas alanları vardır. Kimi sûfî kalbin hallerine ya da belli bir haline odaklanırken kimi latifelere odaklanmıştır.

Kalb, sadr, fuâd, lübb ve ötesi

Bir misal olarak, velayet teorisiyle meşhur Hakîm et-Tirmizî (ö. 320/932) kalbin farklı katmanları olarak kalb, sadr, fuâd ve lübb arasındaki farkları izah eden, Beyânu’l-fark isimli müstakil bir risale kaleme almıştır. Bediüzzaman da kalbin çeşitli kuvveleri olarak latifelerden bahsetmiş, öyle ki bazı çok latif kuvveleri keşfettiğini, fakat isimlendiremediğini de söylemiştir. Bunu tıptaki, organların yeni işlevlerinin ya da organlar içerisinde yer alan çok küçük mikro canlıların keşfine benzetebiliriz belki.

Tüm bunları neden anlattık?

İnsanın farkında olmadığı çok latif, çok ince fakat bir o kadar da mühim ve ehemmiyeti nispetinde büyük manevi fakülteleri mevcut. İnsan denince aslında bunların da kasdediliyor olması gerek. Fakat şimdilerde öylesine sığ bir hayat yaşıyoruz ki zahirde takılıp kalan gözlerimizin bu derinliklere inmesi çok mümkün görünmüyor. Bunları görebilmek için bir diğer manevi fakültemiz olan kalb gözünün açılması gerekiyor öncelikle.

Bunları bir düşünelim. Zihnimizin bir kenarında tutalım.

Şimdi kainatın en “akıllı”, tabiri caizse, kalbin bir kuvvesi olan aklının yüzde 100’ünü kullanan, bununla kalmayıp kalbin ve ruhun sair inceliklerini de kullanan, hasılı tüm manevi fakültelerini yüzde 100 verimle işleten “el-insanü’l-kâmil”i, insan denmeye en layık olan Rasulullah aleyhissalatuvesselam’ı düşünelim. O’nun güzide ashabını, onlardan sonra gelen asfiyayı düşünelim…

Manevi beyinlerimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?

İnsaniyetin manevi kapasitelerini, kabiliyetlerini azami derecede kullanan onlara nazaran bizler, acaba yüzde kaç insanızdır? Beynimizin yüzde 10’unu kullandığımızı varsaysak, bu dünya açısından aslında hiç de fena işler çıkarmıyor beynimiz. “Manevi beyinlerimizin”, latifelerimizin yüzde 10’unu kullanabilsek, ortaya neler neler çıkmazdı ki…

Bu fakülteleri, bu manevi kuvveleri kullananların yaptıkları harika işler ortada. İşte büyük İslam medeniyeti. Halen dahi hayran olduğumuz sanat eserleri, binde birini anlamaktan aciz kaldığımız ilmî eserler…

Bunları kullanmayanlarınsa yaptıkları kapitalizm olarak, emperyalizm, post-modern hümanist kainat ve Tanrı tasavvurlarıyla işte ortada. Yani içinde bulunduğumuz “yaşantı”…

Büyük bir söylenceye küçük bir işaretle bitirelim. Medeniyeti ihya etmekten, İslam medeniyetinden bahsediyoruz çokça. Bunun için ise en birinci ihtiyaç “insan” olan insanın yeniden keşfidir bizce. Manevi organlarıyla, kuvveleriyle, incecik latifeleriyle… Bunlar keşfedilip körelen kuvvetler canlandırıldığında insan ihya olacaktır.

Medeniyetten önce, insanı ihya etmek gerek.

  02.04.2019

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut