Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.641 yazı içinden]

Bir Hadisin Düşündürdükleri

Harun Pirim

‘HADİS, MADEN-İ HAYAT ve mülhim-i hakikattır’(*1) der Bediüzzaman. Yürüyen Kur’an Peygamber Efendimizin(sav) yürüyüşüdür, duruşudur hadis. Çok seçenekli, seçeneklerin belirsizliklere, abeslere çıkabildiği hayat yolculuğumuzda deniz fenerimizdir hadis. Kur’an hakikat okyanusunun kokusu, engin dalgalarının sesleri, cevherlerinin sergisi, ilham vericisidir hadis.

Ne zaman dünyayı terk etmekle ilgili bir mevzu gündeme gelse; tasarrufa, iktisada dair bir mevzu bahis olunsa zihinlerde peşin bir hüküm ya da soru canlanıverir: ‘müslüman zengin olamaz mı?’ Arkasından da peşin cevaplar sıralanıverir, örnekler serd edilir. Şu alimin gemi dolusu mal varlığı vardı; Hz. Ebubekir(ra), Abdurrahman b. Avf(ra) zengin sahabelerdi gibi. Biraz da materyalist bir asrın evladı olduğumuz için, sahabeler için, alimler için hayal ettiğimiz zenginlik, günümüz şirket başkanlarının zenginlikleriyle kıyaslanır; her an ellerinin altında likiditeye dönüştürülebilecek birikimleri olduğu düşünülür. Modern zamanların verdiği eziklik psikolojisiyle de bakıldığında; zenginleşmeye, lüks araçlara, devlet çapında donanmalara, silahlara sahip olmaya özenilebilmektedir. Büsbütün yanlış olmamakla birlikte, zenginliğin ölçüsünü modern kodlar belirlemektedir. Gayri insani koşullar altında karın maksimize edildiği; maliyetleri minimize etmek için faize dayalı makro, mikro ekonomi hesaplarının, muhasebelerinin geliştirildiği bir vasatta ‘zengin müslüman’ profili oluşturma, arızalı bakış açıları geliştirme, kılıfına uydurma, daha da önemlisi olması gerekeni sorgulayacak bir ortam, ehliyet geliştirememeye duçar olmuş vaziyetler.

Zenginlik, fakirlik kıyasında bir tarafta zenginliğin tehlikeli olduğunu düşündüren hadisler var iken, diğer taraftan ise zenginliğin kıymetini bildiren hadislerle karşılaşırız. İnsanın eli yapmak istediklerini gerçekleştirebilme yönüyle çok kısadır; insan acizdir. Fizyolojik ve manevi ihtiyaçlarını temin edebilme hususunda ise çok fakirdir. Meseleyi kulluk eksenine taşıyacak olur isek, fakirliğin insanın zaten yaratılış itibariyle birçok şeye muhtaç olduğu gerçeği ile örtüşen bir yoksunluğunu hissediş hali olduğunu anlarız. Kulluğun özü olan aczini bilmeye fakirlikten bir kapı aralanır, sabır ile mesafe kat edilir. Zenginlik ise acze tevekkül ile yanaştırıyor. İnsanın tevekkülü çalışmak ile parlıyor. Çalışmak ise genellikle servetle neticeleniyor. Yani çalışmaya ve tevekküle eşlik eden zenginlik de sabrı netice veren fakirlik de acz yolunda buluşuyor. Lakin, kendinden bilmeye, sahiplenme davasına götüren zenginlik ya da tembelliğin, isyanın nişanesi olan fakirlik ise hadislerdeki teşvik ve medih kapsamına girmiyor. İnsanın diğer yönü olan fakr da kanaat ve şükür vasıtalarıyla zenginlikle fakirliği birleştiriyor. Kanaat çalışmanın yolunu açıyor, hırs ve tembellikten alı koyuyor; şükür zenginliği, nimetleri sahiplenmeyip nimetleri verene yönelmeyi netice veriyor. Yedinci Söz’de insanın acz yarasına karşılık sabır ve tevekkül ilacının; fakr yarasına karşılık da şükür ve kanaat ilacının ifade edilmesini zenginlik ve fakirliğin kulluk ekseninde buluşması olarak da okuyabiliriz. Zaten, insan hayatı boyunca zenginlik ve fakirlik arasında salınım halinde. Oruç ve zekat gibi dini emirlerde de acz ve fakre götürme hikmetini okuyabiliyoruz.

Dünyayı ahiretin tarlası olarak telakki ettikçe, Allah’ın güzel isimlerinin tecelli ettiği aynalar bütünü olarak gördükçe fakirlik de zenginlik de manevi ticaretin farklı tezgahları; daraltan, ferahlatan isimlerinin farklı tecelli ve tezahürleri. Hz. Ebubekir ticaretle gelen zenginliğini şükürle, infak ederek dengelemiş. Altmış üç senelik ömründe elindeki malvarlığı seviyesinin ortalaması alınsa kendisine zengin denilebilir mi? Hilafet görevini aldığı zaman kendi malından altın gümüş ne varsa hepsini beytü’l male devretmiş; vefatı yaklaştığında, müslümanların malından yanında bir şey kalmasını istemediği için yanında olanların beytü’l male devredilmesini istemiş(*2) . Hz. Abdurrahman’ın zenginliğinin altında ise Peygamber duası ile neticelenen; Medine kardeşi Hazreti Saîd bin Rebîi’nin servetini paylaşmak istemesine mukabil, Hz. Abdurrahman’ın ‘Sen bana çarşının yolunu göster ben orada biraz alış veriş ile meşgûl olup ihtiyâçlarımı karşılarım.’(*3) deyişi, duruşu yatmaktadır.

Başa dönecek olur isek; zenginlik, fakirlik hallerinin analizinde bir hakikate ilham olan, hayatta zenginlik ve fakirlik hallerimizde bize maden olacak bir hadis: “Yiyip şükreden kimse sabrederek oruç tutan kimse gibidir.”(*4)


  31.03.2019

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut