Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Denetleyebiliyor musun?
–Metin Karabaşoğlu

[*4.663 yazı içinden]

EV OKULU ya da OKULSUZLUK!

Öznur Çolakoğlu Cam Yazara Mesaj Gönder

Toplumun her kesiminden herkes eğitim-öğretimin bu şartlarda devam etmeyeceğinin farkında. Günümüzde her şey hızla değişirken, yüz yıllardır okul binalarının şeklinin, sıra tasarımlarının, sınıf ortamlarının, öğretmen ve öğrenci tanımının halen değişmemiş olması manidar.


ELBETTE FARKINDAYIM, günümüzde artık bilginin hiçbir değerinin olmadığının. Artık çok bir şey bilmenin ve hafızanda depolamanın da bir anlamı yok. Bilgi artık herkes için o kadar kolay ulaşılabilir bir şey ki.. Aslolan bilgiyi üretebilmek, bilgiyi sentezleyip yeni bir şekle sokabilmek. Mevcut bir bilgiden yeni bir bilgi oluşturabilmek. Bilgiyi üretmek ve nerede kullanacağını bilmek..

Pekii bu nasıl olacak?! Mevcut eğitim öğretim sistemi bunun için uygun mu? Elbette değil. Peki ne yapalım? Nasıl olsa artık bilginin önemi yok deyip, okullarda ders işlemeyi mi bırakalım?! Veli olarak istediklerimle öğretmen olarak yaşadıklarım arasında dağlar kadar fark var. Gelin birlikte bakalım..

Veli yanım diyor ki; “Ya hu, okul dediğin nedir ki?! Keşke ev okulu ya da okulsuzluk resmi olsa da evde çocuğumla butik bir eğitim öğretim faaliyeti yapsam. Onu alıp her hafta düzenli bir şekilde gezmeye, müzeye, spora vb. götürsem. Matematiği prof. olan komşumdan öğrense.. Görsel sanatlar için galerisinde harika sanatsal çalışmalar yapan ressam arkadaşıma gitsek?! İngilizceyi Amerikalı komşum Michel’den haftanın belli günlerinde birlikte gezerek öğrense.. Sonra ne bileyim, yaşayarak deneyimleyerek öğrenmesini sağlasam. Atlasa hoplasa , gezse tozsa, entel dantel takılsa..”

Öğretmen yanım devre giriyor hemen. “Bu iş resmileşse, ev okulu bahanesiyle çocuğunu okula göndermeyip, çalışmaya gönderen veliler çıkmaz mı acaba?” diyorum. Ya da çocuğunu okula göndermeyip, birlikte dilenmeye giden olmaz mı?! Takibini kim yapacak bu işin? Ya da hangi ebeveynin ev okulu ya da okulsuz eğitim kapsamında eğitim vermeye yetkin olduğunun ya da olmadığının kararını kim verecek?

Türkiye ‘de bir kesim aşırı “modern!” bir yaklaşım içindeyken, bir kesim aşırı “yobaz” bir eğilime kaymayacak mı? Okulsuzluk ya da ev okulu derken, gayri resmi gruplaşmalar artmayacak mı? Bu da toplumdaki kutuplaşmayı arttırmaz mı?! E o zaman yapacak bir şey yok deyip, mevcut halle mi devam edelim pekii?

Bu sorunun cevabı diğerlerine nazaran daha kolay. Çünkü artık toplumun her kesiminden herkes eğitim-öğretimin bu şartlarda devam etmeyeceğinin farkında. Günümüzde her şey hızla değişirken, yüz yıllardır okul binalarının şeklinin, sıra tasarımlarının, sınıf ortamlarının, öğretmen ve öğrenci tanımının halen değişmemiş olması manidar. Hal böyle olunca, hem veli yanım hem de öğretmen yanım bu durumdan hiç mutlu değil. Aklımda birkaç görüş var ve 2023 Eğitim Vizyonu kapsamında katılmış olduğum çalıştayda geleceğe dair ümit dolduğumu söylemem gerekir.

Mesela masadaki arkadaşlar ile en çok konuştuğumuz eğitim vizyon hedeflerinden biri teneffüs sürelerinin uzatılması. Bu fikir en başta kulağa çok hoş geliyor ama orada da belirttiğim gibi , okulların fiziksel şartları ve işleyişleri iyileştirilmeden bu düşünce elimizde patlar gibi geliyor. Çünkü mevcut şartlarda okullarda teneffüs süreleri 10 dakikadır ve yüzlerce öğrenci teneffüste serbest zaman geçirirken, olası sorunlara müdahale etmek sadece birkaç nöbetçi öğretmenin sorumluluğundadır.

En önce okulların fiziksel şartlarının iyileştirilmesi ve çocukların teneffüs saatlerinde nitelikli zaman geçirecekleri müzik, resim, akıl oyunları, fen laboratuvarı, serbest üretim atölyeleri gibi atölyelerin düzenlenmesi, donatılması ve kullanım bilgilerinin verilmiş olması gerekir. Teneffüs diye bir olgudan ziyade öğretmenlerin mesai saatleri içinde sürekli öğrencileri ile birlikte vakit geçirebildikleri gerektiğinde birlikte çay içebildikleri bir ortamın oluşturulması gerekir.

Bu toz pembe hayalin en orta yerinde duran ve belimizi büken bir diğer gerçek ise sınıf mevutlarının çok fazla oluşudur. Bir sınıfta nitelikli eğitim ve öğretimden bahsetmek için mevcutları en fazla 20 kişiyle sınırlı tutmak gerekir. Günümüzde halen 30 ve hatta 40 üzeri öğrenci mevcudu olan sınıflar ile bir öğretmenin tek başına idare etmesi, etkinlikler ve atölyeler gerçekleştirmesi hayal ötesi bir ütopyadır.

Bu ve buna benzer hayalde çok güzel ve tüm kalbimizle “evet” dediğimiz hedefler, günümüzün şartlarıyla karşılaştığında güneşte eriyen buz misali avucumuzda eriyip gitmektedir. Önce alt yapıyı düzeltip sonrasında daha emin adımlarla yola devam etmek gerekir.

Tüm bunlardan hareketle; Almanya Endüstri 4.0, Japonya ise Toplum 5.0 vizyon hedefini açıklamışken ülke olarak bu vizyonların neresindeyiz onu da düşünmek gerekir. Üstelik yetiştirmeyi hedeflediğimiz çocukları dünya standartlarına göre hazırlayacaksak işe şimdi hemen başlamalı ve durmadan devam etmeliyiz.

Bu iyileşme ve yenilenme hareketlerindeki sancılara veli, öğrenci ve öğretmenler olarak inanır ve tam destek verirsek işte o zaman vizyon hedefi tam amacına ulaşacaktır. Unutmadan bir şey daha vizyon hedefinde en önemli hedeflerden biri de ailenin eğitimi ve eğitim öğretim sürecinde onunda anne baba okullarında eğitime tabii tutulmasıdır diye düşünüyorum. Ailenin eğitimi konusu ise bambaşka bir makalenin konusu tabii.

Gerçek bir eğitim ve değişim ancak eğitimli ailelerle daha kolay hayat bulacak ve kalıcı olacaktır.


@okuryazaranne

  26.01.2019

© 2015 karakalem.net, Öznur Çolakoğlu Cam

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut