Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Füruat’ın meyveleri
–Metin Karabaşoğlu

[*4.659 yazı içinden]

Tefekkürü Düşünmek

Harun Pirim

TEFEKKÜRÜN ÖNEMİNİ biliriz, ifade ederiz. Rabbimizin Peygamberimiz(asm)’e olan dokuz emrinden biri susma halinin tefekkür olmasıdır. Yine hadisle biliyoruz ki bazen bir saatlik tefekkür, bir sene ibadetten hayırlıdır. Tefekkürden lezzet alırız, lakin tefekkürün bizatihi nasıl yapılabileceğine dair bir tefekkürde bulunduğumuzda çok net cevaplarımız yoktur. Çıktılarına bakarak tanımlayacak olursak, insanda manevi bir aydınlanmaya vesile olan, insana acizliğini resmeden düşünce temrinleridir tefekkür. Tefekkür bu anlamda bizatihi müminin en kıymetlileri arasında. Tefekkür vesileleri de çok büyük bir öneme haiz. Yine ilime ulaştıracak bir yola düştük. Diyebiliriz ki ilim, tefekkür için en fıtri iklim.

Tefekkür, başta aklın dolayısıyla da akleden kalbin bir fonksiyonu olarak düşünüldüğünde, gündelik hadiseler, popüler gündem, kollektif vasatlıkla birleşip kalbe kasvet vermesiyle, bireyi zevke, eğlenceye ittirecek bir sıkıntı kara bulutu teşekkül ettirebiliyor. Nefsin, akıl ile kalp arasına girmesi ile nefsin gölgesi aklın üzerine düşüyor ve akıl tutulması yaşanıyor. Başka yönüyle de dünyevi akıl nübüvvet güneşi ile aramıza girdiği zaman şahsi alemimizde manevi güneş tutulması yaşıyoruz. Bediüzzaman, sıkıntının iki madeninin fikri dalalet ve kalbi zulümat (karanlık) olduğunu ifade etmiş, zevk ve eğlenceye düşkünlüğün(sefahet) kaynağı ve hocası olarak da sıkıntıyı belirtmiştir:

‘Sıkıntıdır, muallime-i sefahet. Demek, sefahetin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise madeni: yeisle su-i zandır, dalalet-i fikridir, zulümat-i kalbidir, israf-ı cesedidir.’

Sahih bir tefekküre ulaşabilmek, sefahetten sıyrılabilmeye bakıyor. Sefahetten sıyrılabilmek ise sıkıntıların kaynağına inip, mücahede edebilmeyi gerektiriyor. Sıkıntıların kaynağında ise ümitsizlik, kötü zanda bulunma, selim akıl ile düşünememek, kalbin aydınlanamaması ve israf yatıyor.

Yaşadığımız zaman diliminde bütün sosyal, siyasi, kültürel propogandaların nefsi ve dünyevi aklı yücelttiği, ümitsizlik verdiği, su-i zannı tetiklediği düşünüldüğünde akıl ya da manevi güneş tutulmalarının çok sık yaşanıyor olmasını garipsememek lazım. Yeme-içme, oynama, izleme, dinleme merkezli tekliflerin birlikte okuma, ders çalışma, yeni bir şey öğrenmek için çabalama tekliflerine tercih ediliyor olması tutulma örneklerinden. Tutulmanın bir tezahürü de akletmenin fasid bir döngüde hapsolması. Akıllar geveze, ruhlar sersem. Öyle oluyor ki bazen karşınızdakinin soracağınız soruya vereceği cevabı merak bile etmeyebiliyorsunuz. Cevabı önceden kestirebiliyorsunuz. Durum, Searle’nin Çin odası deneyine sokulsa yapay zeka makinesi ile insan arası ayrım yapılamayacak seviyelerde seyredebiliyor.

Anlaşılan o ki akıl ve manevi güneş tutulmaları, pişmanlık ve hatalarımızı kabul etme, kibrimizi fark etme secdelerinin vakitleri. Nübüvvet güneşinin alemlerimize sirayet edebilmesiyle selim bir akıl yoluyla tefekkür ameliyemize geri dönebildiğimiz ölçüde insanlığımız rayına oturuyor. İhlası kazanmaya, ihlası muhafaza etmeye uygun bir zemin temin edebiliyoruz. Manidardır, ihlas’ı kazanmanın bir yolu da tefekkürden geçmektedir:

‘…iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîmin hazır, nâzır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına bakmak, medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyâdan kurtulup ihlâsı kazanır.’(*1) Tahkiki iman ve imani tefekkür anahtar kelimeleri de bize selim bir aklın ve nübüvvet güneşinin insanlığımız için merkeziyetini işaretliyor. Buradan sahih bir akıl-kalp birlikteliği okuması da yapabiliriz. Nübüvvet ışığı ile aydınlanan kalp, kainat ayetlerini, hadiselerini selim bir şekilde aklederek anlamlandırabiliyor. Tefekkür, işte burası. Kızıl İ’caz ifadesiyle:

‘Kur’an, insan-ı ekber olan kainat için en büyük mantıktır. Bu en büyük mantıkla küçük kainat olan insan tefekkür eder.’(*2)


  1. Said Nursi, Lem’alar, 21. Lem’a

  2. Said Nursi, Kızıl İ’caz, Tercüme A. Çelikkanat

  19.01.2019

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut