Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.611 yazı içinden]

Vaktin şehadeti

Abdullah Taha Orhan

Nasıl ki Allah yolunda canını veren kimse aslında diri ise, Allah yolunda öldürülen vakit de aslında ölmemiştir. Bilakis, fani olan vakit bakileşmiş, ölümden kurtulmuş, bir nevi manevi şehadet, bir diğer deyişle Cenab-ı Hakk’ın rubûbiyyetine şahitlik mertebesine yükselmiştir.


VARLIĞI ÜZERİNE en çok kafa yorulan varlık nedir diye sorsalar, şüphesiz ilk olarak Allah deriz. Tabi bu noktada ontolojik tartışmalar başlar, bizatihi “varlık”ın varlığı sorgulanır. Ardından da zaman gelir kafaları kurcalayan bir kavram olarak. Henüz okumuş değilim, lakin son yüzyılın en meşhur felsefecilerinden Martin Heidegger’in (ö. 1976) en çok bilinen eserinin adının “Varlık ve Zaman” (Sein und Zeit) olması bu yüzdendir herhalde.

İslam düşünce tarihimizde de üzerinde çokça durulan bir kavram olmuştur zaman/vakit. Bugüne dek faaliyetleri devam eden en büyük tarikatlardan olan Nakşbendiyye’nin on bir esasından biri vukûf-i zamanî olmuş örneğin, yani zamanın ve aslında zamanın sahibinin bilincinde olmak ve bu bilinci sürekli hale getirmek.

Vakit tefekkürünün bir diğer semeresi olarak şunu zikredebiliriz: sûfîler, ‘vaktin oğlu’ (ibnü’l-vakt) ve ‘vaktin babası’ (ebu’l-vakt) kavramlarını üretmişler. İbnü’l-vakt ile Allah’tan gelen “hâl”in/tecellinin hükmü altında olduklarını, ebu’l-vakt ile ise geçici hâllerden artık takarrur etmiş makamlara ermiş yolerlerini, salikleri kasdetmişler. Bizim ilahileriyle tanıdığımız, aşkıyla temayüz etmiş büyük sûfîmiz Niyâzî-i Mısrî (ö. 1105/1694) “ibnü’l-vaktem, ebu’l-vakt olmazam” demiş bir şiirinde. Yani üzerindeki tecellinin televvününden, hareketliliğinden çıkamadığını ya da çıkmak istemediğini ifade etmiş, tercihini vaktin oğlu olmaktan yana kullanmış.

Zamanı bir şahıs gibi telakki ederek, vaktin oğlu-vaktin babası diyen sûfîlerden ilham ile, vakit için bir teşahhus/kişileştirme örneği sunmak istiyoruz burada kısaca.

Hepimizin bildiği bir ayet var Kur’ân-ı Mecîd’de, şanlı Kur’ân’da: “Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154) Her şehid haberinde bu ayeti hatırlarız. Fakat aslında ayetin kapsamı çok daha geniştir. Nitekim bir sonraki ayet bize bunu işaret eder: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155) Burada insanın sahip olduğu ya da daha doğru bir tabirle sahip olduğunu zannettiği ‘sermayeleri’nden eksiltmekle onu imtihan edeceğini buyurur Âlemler Rabbi.

İmtihanı kazanmanın yolu ise bir önceki ayette gösterilmişti bizlere: “Allah yolunda (öldürülenler)…”

İçinde bulunduğumuz emniyet hissi, onu veren Allah tarafından alınıp korkuya düşersek, elimizdeki nimetler yine veren tarafından alınıp açlıkla imtihan olursak, mallarımızı, canlarımızı, sağlığımızı kaybedersek bu aslında şu manaya gelecektir: bize mevhibe olan maddi-manevi nimetlerin bir nevi ölümü.

Bu mevhibelerin belki de en önemlisi, vakittir. Öyle ki hadis-i şerifte kıymeti bilinmeyen en büyük iki nimetten biri olarak zikredilir vakit, sağlık ile birlikte. Ve dünya üzerindeki vaktimiz sürekli azalmaktadır, yani aslında vakitlerimiz bir anlamda sürekli ölür, öldürülür. Esas soru bu vakitlerin ne uğrunda öldürüleceğidir.

Yukarıda değindiğimiz ayet-i kerimeye dönecek olursak, nasıl ki Allah yolunda canını veren kimse aslında diri ise, Allah yolunda öldürülen vakit de aslında ölmemiş, dünyanın fenâ yüzünden bekâ yüzüne geçmiştir.

Şimdi vakitlerimizi ne uğruna harcadığımızı, tabir-i diğer ile ‘öldürdüğümüzü’ bir düşünelim. Örneğin biri bize bir şey sordu ve ona cevap vermek için vakit harcadık, ya da bir hayır için bir yerden bir yere gittik, aslında çok da fazla emek harcamadık ama son tahlilde vaktimizi verdik. İşte tüm bu ‘öldürülen’ vakitler, eğer Allah yolunda öldürülmüş ise, onlara ölü diyemeyiz, boşuna vakit kaybettik, diyemeyiz. Zira bilakis, fani olan vakti bakileştirmiş, onu ölümden kurtarmış, bir nevi manevi şehadet ya da bir diğer deyişle Cenab-ı Hakk’ın rubûbiyyetine şahitlik mertebesine yükseltmiş olduk.

Ayet-i kerimenin dersi ile şöyle denebilir belki:

“Allah yolunda öldürülen vakitler için ‘ölüler’ demeyin, zira onlar diridirler”…

Gündelik hayatımızı, vakit yönetimimizi bir de bu gözle değerlendirsek, nasıl olur?

  04.01.2019

© 2015 karakalem.net, Abdullah Taha Orhan

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut