Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

II. İki kitabı buluşturmak
–Metin Karabaşoğlu

[*4.596 yazı içinden]

‘Ben Kimim?’ ya da ‘Biz Kimiz?’

Harun Pirim

HUCKLEBERRY FİNN’IN maceraları, Tom Sawyer’in maceraları gibi hikaye kitaplarının yazarı Mark Twain’e atfedilen meşhur bir söz var: ‘bu dahil bütün genellemeler yanlıştır’. Mantıksal bir çelişkiyi de barındıran bu ifade, aynı zamanda içinde yaşadığımız birçok durumda hissiyatımıza tercüme olma niteliğindedir. Genellemek kolaydır; alçak nefis kolaya kaçar, genellemeye sevk eder. Bununla birlikte, her insan özeldir ki genellenmek istemez, akıllı insan da genellemek istemez. Hakikatin çok renkleri barındırabilmesi, esasen yaşadığımız hayatta istisnalar ile mümkün olabilmektedir. Böylece nispi hakikatler kendilerine vücud sahası bulur. Siyah ve beyaz dikotomisinin kısıtlayıcılığındansa, grinin sonsuz derecelendirmeleri ile hakikatin resminin mükemmele yakın çözünürlüklerde görünmesine vesile olur. Yaratılışta asıl olan hüsündür, güzelliktir ve hayırdır. Lakin hayatta çirkinlikler de vardır ki güzelliklerin dereceleri ortaya çıksın.

İçinde doğup büyüdüğümüz hane halkı, komşuluklar, ülke ve dünya içerisinde çeşitli ilişkiler yumağı içindeyiz. Bu ilişkiler içerisinde hem uyumlu hem de kendimizce kararlar almamız gerekmektedir. Birçok zaman uyumlu olabilmek adına kendimizce makul kararlardan vazgeçmeye mecbur hissederiz. Mahalle baskıları yanı başımızdadır. Diğer taraftan, topluluğun hukukunu gözetmeksizin bir bireysellik anlayışı ise anarşik bir karmaşayı beraberinde getirebilmektedir. O zaman bireysel ve toplu olarak görebilmek gerekiyor ki uyumluluğu bireysel tercihlere saygı duyarak gerçekleştirebilmek için büyük, kuşatıcı bir akla ihtiyaç var. İşarat’ül İcaz tefsirinde ifade edildiği üzere:

‘Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i akliye; Sâni’ tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüz-i ihtiyarîsiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelatta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için cemaat-i insaniye çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan küllî bir akla ihtiyaç vardır ki fertler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun ancak şeriattır.’(*1)

İnsanın fıtratındaki üç ana akım duygu olan şehvet, gazap(öfke), akıl sınır altına alınmamış. İnsan kendisine verilen cüzi ihtiyari ile bu duygularının kıvamını, vasatını tutturabildiği ölçüde terakki edebiliyor. Bu duygulardaki taşkınlar ise pratik hayatta zulümlere ve tecavüzlere sebep oluyor. Toplum hayatında bu taşkınlıklarla gelen tecavüzleri önlemek için insanlar çalışmalarının neticelerini mübadelede adalete muhtaçtır. Bireysel akıl ise adaleti anlamaktan aciz olduğundan kanun şekline girmiş bir akla ihtiyaç vardır. Öyle bir kanun da yaratıcının vaz ettiğidir ki şeriattır.

Bakara Suresi’nin 21 ve 22. Ayetlerinin bir tefsiri olan ilgili bahisteki ‘ibadet edin’ emri ile zihinde oluşan ‘ne için ibadet edelim?’ gibi bir soruya karşılık yaratanın vucüd ve vahdetinin kainattaki nizam, intizamın şahitliğiyle ile bize bahşedilen ikram, inayet delilleri, her bir ferde ve topluluğa hususi bir varlık verdiğini göstererek yaratma delilleri, vücuda gelişin mümkün olan çeşitliliğinden hususi bir seçimin kasten, hikmeten seçilmiş olması ile imkan delilleri, afaki ve enfüsi delilleri açıklanıyor. İşte deliller ile yapan bilir, bilen bildirir, konuşur.

Topluluklara, kabilelere ayrılmamızdaki hikmetin bir tanışma yardımlaşma olduğu, bu yardımlaşma ve tanışmanın da Rabbimize tekil ve topyekun olarak acizliğimizi, kulluğumuzu sunabilme vasatı olduğunu görebiliriz. Hal böyle iken, ilişki kurma biçimleri de bağlamından koparak menfaatleri önceleyen, menfaatine ters düştüğünde ise dini, siyasi, milli kılıflar içinde ötekileştiren bir keyfiyete bürünür. Milliyetçiliğin farklı renk ve tonları ile mücadele içinde buluruz kendimizi (‘milliyetçiler, milliyeti mabud ittihaz ediyorlar’(*2) ). Bu mücadelenin kıymetini, çetinliğini de genellemeler tuzağına düşüp düşmeme belirlemektedir. İhtilalci cerbeze, akıl oyunlarıyla tek bir zamanda tek bir fiil ile bir kişiden çıkan bir hali o kişinin bütün bir hayatına fatura edebilmektedir mesela. Yalnızca Allah’a ibadet etme, Allah haricindeki bütün maddi manevi sahte ilahlardan özgürleştirdiği gibi bireysel ve toplum ahlakının tesisinde ‘herkes için adalet’ bayrağını bütün zaman ve konumların üzerinde dalgalandırıyor.

Allah’ın kelam sıfatından gelen Kur’an ve onun kudret sıfatından gelen kainat kitabının en dürüst ve seçkin okuyucusu olan ‘yürüyen Kur’an’ Peygamberimiz(sav) en güzel örnekliği ile birey ve toplum olarak yaşantımızı özgürlük ve ahenk içinde sürdürmemiz mümkün. Bu nazar ile bireysel ve toplumsal kimliklerimizi sorgulayacak olur isek, iç-dış, suret-siret, zahir-batın, görünüş-oluş, isim-müsemma aralarındaki uçurumları fark edebiliriz.

‘Elinden dilinden emin olunan’ Müslüman bir tarafta, gayr-i Müslim (Müslümanca yaşamayan) müminler diğer tarafta; ‘aldatan bizden değildir’deki aldatan bir tarafta biz diğer tarafta; ‘kişi sevdiği ile beraberdir’deki kişinin sevdikleri bir tarafta, sevmedikleri diğer tarafta; Hz. Nuh(as)’ın ailesi bir tarafta, oğlu diğer tarafta(*3) ; bir bireyin müminane vasıfları bir tarafta, kafirane vasıfları diğer tarafta; söz ve eylemleri ile dürüst olanlar, adaletle hükmedenler, ölçülerini doğrultup doğru tartanlar, vefa gösterenler, iyiliği tavsiye edip, kötülükten alıkoymaya çalışanlar, güzel bir şekilde sabredip şükredenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler, cahillerden yüz çevirenler, zan, tecessüs, gıybetten sakınanlar, bilmediklerinin ardına düşmeyenler,...ve diğerleri. Çok katmanlı benler ve bizler. Benliklerini ve bizliklerini bihakkın Kur’an ve sünnet ölçüleri ile tartabilip dürüstlükte, hakta ve adalette buluşabilenlerden olabilmek ümidiyle…


  1. Said Nursi, İşarat’ül İcaz, Bakara Suresi 21,22. ayetler

  2. Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Zeylü’l Hubab

  3. Hud, 46: Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.

  24.11.2018

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut