Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Çocuk Taziyenamesi’ne dair
–Metin Karabaşoğlu

[*4.596 yazı içinden]

Herkes İçin İlim

Harun Pirim

İlim tahsili bir meslek, bir tercihin ötesinde, bize bahşedilen akıl ve zekanın sıla-i rahimi olarak, yaratılış esprimizin ta kendisi.


İLİM, MARİFET her insanın en kıymetlisi mesabesindedir. İlmin içeriğinin kıymeti, tahsil edildiği kurum, ortam, hocaların altyapısı ile orantılı olabilse de ilmin kendisine gösterilmesi gereken ilgi ve önemin bu kurumlarla, kişilerle meşgul olabilme fırsatına erişebilmiş ‘seçkin’ insanlara has kılınmaması elzemdir. ‘Cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım’ ayetinin (1) bir tefsirinin yaratılış maksadının Allah’ı bilme oluşu, ‘ …bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ (2) , Nebevi tavsiye olarak ilmi öğreten, tahsil eden, ya da dinleyen olma dışında bir seçeneğin helaket olması (3) gibi hadis ve ayetlere baktığımızda zaten ilmin umumiyetle önemini anlıyoruz. İlme teşvik eden hadislerden birini de aktaralım:

‘Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için Allah'a yakarır. Âlimin, âbide (ibadet edene) üstünlüğü, (parlaklık, görünürlük ve güzellik bakımından) ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.’ (4)

İnsana dair her hangi bir hususiyet belirtmeksizin, insanın diğer mahluklara üstünlüğünü belirleyen ölçüt olarak Hz. Adem(as)’e bütün ilimlerin esası olan isimlerin öğretilmesi bildirilmektedir (5) . İnsanın en güzel kıvamda yaratıldığının, bu kıvamını sürdürebilmesi için kendisini ve var oluşu sahih biçimde anlamlandırmasının gerekliliği, bu anlamlandırmada imanın öneminin Tin Suresi 4,5,6. ayetlerinin bir tefsiri mahiyetinde yazılan 23. Söz’de iman, marifetullah ve ilmin bütünlüğü ve bu bütünlüğün insanın dünyaya gönderilmesindeki maksat ile ilişkilendirilmesi şöyle ifade edilmiştir: ‘Demek insan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu, marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billahtır.’ (6)

Şemme risalesinde de imanın getirdiği bakış açısının ilme götürmesi sadedinde ‘kezalik, Allah’ın hesabına kainata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir’(7) denilmiştir. İman nazarı ile esma’ül hüsna marifeti ile hakiki ilim elde edilebiliyor. Hakiki ilim tahsili ile de insan tekemmül ediyor. İnsan, bu tekemmül macerasında haliyle yapabilirlik yönüyle acizliğini, sınırsız ihtiyaçlarının temini bakımından da fakirliğini idrak ediyor. İnsanın fıtraten acizliği ve fakirliği de onu duaya sevk ediyor. İnsanın önemi, ilim ve dua boyutlarıyla açığa çıkıyor. ‘Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?’ (8) buyrulmuyor mu?

Her birimizin ilim talebesi olarak yaratıldığı, ontolojik bir gerçek olarak önümüzde duruyor. İlimlerin özü ve zirvesi olarak marifetullah yani Allah’ı bilmek de kendimizi içinde bulduğumuz en heyecanlı hayat serüvenimiz.

Bildiğiyle amel edene bilmediğini öğrenme potansiyeli bahşediliyor. Alimler dışında kalan insanların helak olduğu, ilmiyle amil olmanın, ihlaslı bir şekilde ilmiyle amil olmanın alim kalabilme vasatını belirlediğini öğreniyoruz. Bilmek boynumuzun borcu, bildiğimizi fiiliyatta yaşamak yeni bilmelerin öncülü. Özü doğruluk olan ihlas da ilim ile amil olabilmenin sigortası.

Bu uzunca girişi yapmamın sebebi, asıl olanın her insanın doğru bir şekilde enfüs ve afaktaki delilleri anlayarak ilim tahsil etmesi, marifet devşirmesi gereksiniminin altını çizmek. Birçok ortamda fark edilen, ilim yönüyle günü kurtarmanın, mevcut muktesebatın ötesine geçmenin olsa da olur olmasa da olur salıklığı, diğer taraftan da alim bir şahıstan duyduğunu tahkik, tasdik etmeksizin kabul etmenin bir norm olduğudur. Anlamaya çalışmaya mesafeli duruş, zaten anlayanlardan dinleyip makbul kaziyeler çıkarmanın yaygın, muteber oluşu. Öyle bir döngü ki sohbet dinlemek, kitap okumaya tercih ediliyor, izlemek düşünmenin önüne geçiyor, düşünmeksizin kafa sallamak, müzakere zemini oluşturabilme imkanını kapatıyor, rencide ediyor. Böylesine bir musibet esasen Muhakemat yazarının yaklaşık 107 sene önce ifade ettiği, İslamiyetin mahallelerimizden kutsal olanları anlama biçimlerimizdeki problemlerden (su-i fehm), pratik hayatlarımızdaki edepsizliklerimizden (su-i edep) dolayı bizden gizlenmesinden kaynaklanıyor. Vakıa, İslamiyetsiz, yanlış kurgu ve pratiklerle geçen bir ömür.

Vaktiyle mühendislikte doktora yapan bir arkadaşla dostane muhabbet ederken, kendisi Kur’an’daki ifadelerin basit olduğunu, içindeki ahlaki mesajların net olduğunu ve zaten o mesajları biliyor olduğumuzu ima etmişti. Bu imanın alt yapısında esasen basit olanın, gerçek hayatın kompleksliğine nasıl bir açılım getirebileceğine dair sorgulama var idi. Daha sonra anladım ki Kur’an’ın basit hitabı mucize kelam olmasının almazsa olmazı idi. Kur’an her asırdaki farklı sosyo-ekonomik, entelektüel, kültürel seviyedeki, her bir insanı anlamaya davet ve teşvik ediyor. Belirli bir zorluk seviyesinde görünse, insanların birçoğu anlamaya değil taklit etmeye mecbur olur. Diğer bir ifade ile Kur’an anladıkça derinleşilebilen, derinleşebilmek için anlamaya teşvik eden mucize beyan. Kur’an hepimizi, tahkik ehli olmaya davet ettiği için, aklımıza tenezzül ediyor, bize derinlik kazandırdıkça daha da derine sürüklüyor. Mesnevi Nuriye’de ifade edilmiş: ‘keza Kur’an bütün insanlara hitap eder ve takliden değil tahkiken bilmeleri için ekseriyetin fehmini gözetir.’ (9) ‘İnsanlara anlayabilecekleri şeyi söyleyin’(10) nebevi hitabı da aynı hakikati ifade eder. İnsanları tahkikten uzaklaştırmayın mesajıdır.

İlim tahsili bir meslek, bir tercihin ötesinde, bize bahşedilen akıl ve zekanın sıla-i rahimi olarak, yaratılış esprimizin ta kendisi. Hepimizin ortak hikayesi. Taklidi iman, tahkiki iman üzerine yazmaya niyet etmiştim. Bir sonraki yazıya kaldı.


  1. Bkz. Zariyat(51), 56

  2. Bkz. Zümer(39), 9

  3. Dârimî, Mukaddime, 26

  4. Tirmizi, İlim, 19

  5. Bkz. Bakara(2), 31

  6. Said Nursi, Sözler, 23. Söz, 1. Mebhas, 4. Nokta

  7. Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Şemme

  8. Furkan(25), 77

  9. Nur’un Arabi Mesnevisi, Sf: 57, Tercüme Şadi Eren, Selsebil Yayınları, 2012

  10. Buhari, İlim, 4

  10.11.2018

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut