Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.597 yazı içinden]

‘Büyük resim’

Zeyneb Hafsa

Bazen hiç tanımadığınız biri benzer zamanlarda sizin düşündüğünüz benzer şeyleri –farklı vesilelerle de olsa- öyle tamamlayıcı bir şekilde dile getirebilir ki maddi sınırlar ötesinde akışkan bir şeylerin varlığına daha bir kani olursunuz. İşte böylesi bir tecrübemi paylaşmak istiyorum sizlerle.


12 ŞUBAT 2017’DE ŞÖYLE not düşmüşüm bir yerlere; “Dünyanın başından beri gelmiş geçmiş tüm insanlar, O’nu (Allah’ı) 70-80 senelik ömürlerinde yansıtıyorlar.” Bu nottan kasdım şu idi: ilk insandan bu yana her kim yaşamışsa zerre kadar ya da çok muazzam miktarda olsun Allah’ın isimlerini yansıtmıştır, yansıtmaktadır ve yansıtacaktır, kendileri fark etmeseler dahi. Hatta hiç yansıtamasalar ya da çarpık, eksik yansıtsalar dahi (daha iyi) yansıtma potansiyelini son anlarına değin taşırlar ve belki de bunu dahi yansıtırlar. Sonra bunu bir tabloya benzetmiştim. Şöyle: PRB’nin (Amerikan Nüfus Referans Bürosu) ilk insandan bu yana 108 milyar insan yaşadığına dair bilgisini veri kabul edersek bu 100 milyar civarı insan ve yansıtmaları büyük bir tablo gibi düşünülebilir. Herkes bu tabloda bir renk ve şekildir. Bütünün neye benzediğini sadece Allah’ın gördüğü bir tablo… Böyle düşününce kimse gereksiz değil, kimse yersiz değil şu hayatta ve kimse öylece fırlatılmış değil dünyaya.

Resimde başıboş bir noktaya yer yok

Aslında yukarıdaki nota ve çıkarımıma yol açan düşünce, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabının hemen başındaki şu ifadelerle benzer kaygılar üzerine ortaya çıkmıştı (bence bu paragraf, bir kitaba başlangıç olsun diye yazılmış en güzel cümleler arasında yer alabilir):

Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendimize sorarız: “Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?” Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de istemeseler de işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç âlemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu âlemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile bu meçhul âlemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur.

Doğru, Sabahattin Ali’nin bu satırları da fikrî bir denk geliş idi lakin yazının başında dile getirdiğim ve hem denk geliş hem de yeni bir açılım örneği olan şeyin kaynağı, Serdar Tuncer’in 16 Mart 2017 tarihli yazısı.

Makro ve mikro resimler

Tuncer, “Kaderin Avrupalı Cilvesi” başlıklı yazısında şunları dile getiriyor(*1) :

Bir büyük resim var. Bütün zamanların ve bütün mekânların, zaman ve mekân boyunca yaratılmış her bir şeyin ve hepsinin başına gelen bütün olayların birbiriyle irtibatlı bir şekilde tek bir çerçeve içinde hapsolduğu sayısız resimden meydana gelen bir büyük resim var. O büyük resmin küçük birer parçasıyız hepimiz...

Tam da yukarıda anlatmak istediğim şeyi güzel üslubuyla dile getirmiş Tuncer. Hatta dahasını da demiş; sadece tüm insanlık bir resim değil, yaratılan her şey bu resimde birer parça. Ve dahi o resimde yer alan her bir insanın da mikro düzeyde kendi resimcikleri var.

Allah hem kendi resimciklerimizi güzel eylemeyi hem de resmin bütününde güzelce yer alabilmeyi nasip eylesin inşallah.


*1. Yazının tamamı için bkz. goo.gl/KD3vgp

  09.01.2018

© 2015 karakalem.net, Zeyneb Hafsa

  1.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut