Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Hayatımızda acı olmak zorunda. Çünkü iyi ile kötü arasındaki savaşta ruh ancak acı çekerek saflığına kavuşabilir.”

Andrei Tarkovski

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Nursi hanedanlığı?
–Osman Yılmaz

[*4,170 yazı içinden]

Bu yazının çıktısını al

İsrâ Suresindeki Mirac

Yazara Mesaj Gönder

KUR'ÂN-I HAKÎM'DE Miracın hangi sûrelerde anlatıldığını inceleyecek olursak, İsrâ ve Necm sûreleri çıkar karşımıza. İsrâ sûresinde bu büyük mucizenin 'Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya gece yürüyüşü' kısmı, Necm sûresinde ise tâ Sidretü'l-Münteha'ya, Kâb-ı Kavseyn'e kadar yükseliş kısmı anlatılır.

Ancak, İsrâ sûresine dair kendi okumalarım, keza şefkatli bir ağabeyimin hediye ettiği bir Abdussamed CD'sinden defaatle dinleyişim hengâmında, çözemediğim bir soru kalmıştır hep aklımda: Neden bu sûrenin yalnızca ilk âyeti Miracın ilk kısmı olan 'Mescid-i Haram'dan (Kâbe'den) Mescid-i Aksâ'ya gece yürüyüşü'nü anlatıyor da, hemen sonraki âyette Benî İsrail'e geçiyor, sonraki âyette Nuh aleyhisselamın bahsi derken sûre bu şekilde devam ediyor?

Sûrenin yalnızca ilk âyetinde Miracın anlatılması,takip eden 110 âyette ise Miraca dair bir söz ve atfın bulunmaması, açıkçası, İsrâ sûresine muhatap oluşumda bir dikkat ve merak konusu haline gelmişti benim için.

Sûre bu şekilde merak ve dikkatini celbedince de, bu sûreye dair bilgilere açık hale geliyor, bu sûre için yazılıp söylenenlere daha bir dikkat eder hale geliyor insan.

Ki, bu merak iledir ki, işim gereği okuduğum bir kitaptan, sûrenin bu ilk âyetindeki 'abdihî' ifadesinin bir hikmetini öğrenmiş oldum. Bir meali "Bir gece kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescidü'l-Haram'dan Mescidü'l-Aksâ'ya götüren Allah, her nevi eksiklikten münezzehtir. O Semîu'l-Basîr'dir" olan bu ilk âyette, Resûl-i Ekrem'den ismiyle veya 'rasûlihî' diye değil de 'abdihî' diye söz edilmesi, bir ubudiyet dersi taşıyordu bu kitaptan öğrendiğime göre. En zirve noktası secde olan bir ubudiyet hali üzere olan bir 'kul,' zahirde ve de enaniyet nazarıyla bakılırsa, bir düşüş yaşıyor gibi görülüyordu. Oysa, Mirac gibi bir yükseliş yaşama imkânı, 'kul' olduğunu idrake ve 'abdihî' yani 'O'nun kulu' olduğunun şuuruyla yaşamaya bağlıydı. Rasulullah'ın miracından onun ismini zikretmeden ve risalet sıfatını da sözkonusu etmeden 'abdihî' ifadesinin kullanılışı, öncelikle, abdiyet içindeki yükselişin, Rabbi karşısında benlik iddiasından soyunarak kemale ermenin, kulluğunu idrak ile mahlukat içinde sultanlığa yükselmenin dersini veriyordu. 'Abdihî'nin bir diğer hikmeti ise, Resûl-i Ekrem'in (a.s.m.) Muhammed veya Ahmed olarak ismi yahut nebî veya resûl olarak vasfı zikrolunacak olsa, bu hadiseyi yalnız ona has görüp kendine bir hisse bir ders-i teşvik çıkarmaya yanaşmaması muhtemel biz muhatapları kendi hususî miracımızı gerçekleştirmeye teşvik idi. Resûlüne miracı 'risaleti' cihetiyle değil 'abdiyet'i cihetiyle hediye ettiğini bu şekilde bize bildiren Rabb-ı Rahîm, bizleri de Resûl-i Ekrem'in yürüdüğü yolda bir ubudiyet talimine davet ediyor; siz de o yolda giderseniz, size de kendi istidadınızca bir miracı nasip ederim mesajı veriyordu açıkçası.

Ki, İmam Şâfiî gibi hidayet önderleri, muhtemelen Miracdaki bu 'abdihî' vurgusundan hareketle, Miracın sünnet-i seniyyenin teyidi olduğunu, Mirac ile Resûl-i Ekrem'in (a.s.m.) sünnetine ittiba ile kemal bulabileceğimizin bize öğretildiğini söylemişlerdi. Mirac Risalesi gibi tadına doyulması zor güzelim bir eserin müellifi olan Bediüzzaman Said Nursî de, muhtemelen bu 'abdihî'den hareketle, gerek bu risalede gerek diğerlerinde Resûlullah'ın 'velayeti,' yani şahsî ubudiyeti ile Miraca çıktığı, risaletiyle geri döndüğü hususunu vurgular; hatta, latif bir espri de taşıyan şu ifadeleri kullanır:

"... Zât-ı Ahmediye aleyhissalatu vesselam o yolu açmış; velayetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arasındaki evliya-yı ümmeti, ruh ve kalb ile o cadde-i nuranîde, Mirac-ı Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar."

İsrâ sûresine dair soru ve peşisıra gelen dikkat ve merak ile, zaman içinde sûrenin ilk âyetinde 'abdihî' ifadesinden hâsıl olan böylesi nuranî izahları bir kitabın yardımıyla bir derece keşfetsem dahi, en başta sorduğum soru hâlâ ortada duruyor; farkındayım. İsrâ sûresinin ilk âyeti Miracın başlangıcından bahsederken, niye ikinci âyet Benî İsrail'i ve Musa aleyhisselamdan, üçüncü âyet Nuh aleyhisselamdan, dördüncü âyet gene Benî İsrail'den söz ediyor ve sûre öylece devam ediyor?

Sorumun bu kısmına cevap bulmamı ise, müdakkik bir Kur'ân talebesi olan, Risale-i Nur'u da dikkatle okuyan bir ağabeyime borçluyum. Onun anlattığından anladığım kadarıyla aktarayım: Bu soru, doğru değil. İsrâ sûresi, yalnızca ilk âyetinde Miracı anlatmıyor, başından sonuna kadar Miracı anlatıyor. Bize, kendi miracımızı yaşamamız için yapmamız gerekenleri, keza yapmamamız gerekenleri; neye dikkat edip nazarımızı neden geri çekmemiz gerektiğini bildiriyor. Sûreye bu nazarla bakınca, kendi ubudiyet miracımızı yaşamamız için hayatımıza taşımamız gereken namaz, anne-babaya iyilik, infak, şefkat, güzel sözlülük.. gibi bir dizi ölçüyü; keza israftan sakınma, zinaya yaklaşmama, rızık endişesiyle hududullahı çiğnememe, ölçüde-tartıda adil olma.. gibi bir dizi ölçüyü görüyoruz. Bütün bunları emreden âyetler İsrâ sûresinde, bir 'abd' olarak Resûl-i Ekrem'in miracının zikredildiği birinci âyetten hemen sonra geliyor ki, bu ölçülere tam riayet etmiş o kudsî nebînin açtığı mirac yolunda istidadımızca biz de yürüyelim. Keza, yine bu sûrede anlatılan, Musa ve Nuh aleyhisselamlar gibi nebileri örnek alıp Benî İsrail ve Firavun, geçmişteki sair bozguncu kavimler gibi menfi örneklerden uzak duralım ki, miracımıza ulaşalım.

Salı günü idrak edeceğimiz Mirac Gecesi öncesinde, hem bir leyle-i Mirac tebriği, hem o gün İsrâ ve Necm sûrelerinin okunmasına bir davet ve teşvik olmak üzere, müdakkik simalar vesilesiyle dünyama taşıyan bazı İsrâ nüktelerini paylaşayım istedim.

(Bize 'miracı' anlatan ve kendi miracımızı nasıl başaracağımızın yolunu öğreten bu sûrenin 44. âyetinin, "Âyetü'l-Kübrâ" Risalesinin kendisinden alınan ders ve ilhamla yazıldığı 'âyet-i kübra' olduğunu; Bediüzzaman'ın mektuplarında en ziyade kullandığı giriş ifadesi olan "Ve in min şey'in illâ yüsebbihu bi hamdihî" ifadesinin de bu âyetin cümlelerinden olduğunu bilvesile belirtelim. Yani, miracın bir ayağını da kâinata Sânii adına nazar edip eserleri ve fiilleri üzerinden O'nun esma ve sıfatını tefekkür teşkil ediyor.)

Rabbimizin Mirac Gecemizi ubudiyet yolumuzda bir köşe taşı ve bir yükseliş noktası kılması; bu gece bu şuur ve bu idrakle yaşamayı bize nasip etmesi duasıyla...

  13/10/2001

© 2013 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.

3melike, 29/07/2008, istanbul

Allah razı olsun metin abiden.kandil gecesi bu yazıyı tekrar okumak çok iyi oldu.İnşaAllah şevkle okuyacağım bu sureleri şimdi

ve duanıza iştirakla...

"Rabbim! Mirac Gecemizi ubudiyet yolumuzda bir köşe taşı ve bir yükseliş noktası kıl; bu şuur ve bu idrakle yaşamayı bize nasip et. AMİN.

2hasboyaci ailesi, 20/08/2006, manisa

Bu gece mirac gecesi. gecemizi daha bilincli gecirmek icin yazinizi okuduk ailecek. Rabbim idrakinizi derinlestrsin..

1genelmedeni demirbas, 27/11/2004, diyarbakır/türkiye

öncelikle buraya üye olduğum için çok mutluyum.sizlerinde böyle konuları el almanız çok hoş. fakat konular hakkında daha çok bilgi verirseniz daha çok mutlu oluruz. teşekkürler




© 2000-2013 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut